Danışma Hattı 0216 452 09 09
7 / 24 CANLI YAYIN
Anasayfa Kurumsal Hizmetlerimiz Şubelerimiz Basında Nezih Kariyer İletişim

Hızlı İletişim

Canlı Destek info@huzurevi.com 0 (216) 452 09 09
SAĞLIK HABERLERİ
Alzheimer İlacı Bulundu

Ben bir hukuk adamı olarak, tıp konusunda – çizmeden yukarı çıkmış – olmayayım. İki uzman doktor ile gelinler babası olduğumu da belirttikten sonra; lütfen tıp âleminin beni bağışlamasını rica ederek önceki yazı ve iddialarıma dönüp onlara sahip

Alzheimer Tedavisinde

               -  Bir Hukukçunun Tıp Âlemine Armağanı   -

 

      Ben bir hukuk adamı olarak, tıp konusunda – çizmeden yukarı çıkmış – olmayayım. İki uzman doktor ile gelinler babası olduğumu da belirttikten sonra; lütfen tıp âleminin beni bağışlamasını rica ederek önceki yazı ve iddialarıma dönüp onlara sahip çıkmak istiyorum.

      Ben çaresizlik içerisinde, çırpınıp, sevgili eşimin tedavisi için – tabiri caizse – elimi her taşın altına koyup çareler aradım. Buna mecburdum ve ihtiyacım vardı. Bilindiği gibi; ihtiyaçlar icatların anasıdır.

Beni de bu yola, sürekli olarak içinde bulunduğum sıkıntı ve ihtiyaçlarım sevk etti. Yıllardır bu uğurdaki  serüven ve çırpınışımın; ağır, ağır da olsa olumlu bir tarafa doğru yönelmiş bulunması sonucunu; benim gibi çaresizlikler içerisinde bulunan herkes ile paylaşmış olmamın bana bir huzur vereceğine inanarak bu konuda yaşamış olduklarımı ve almakta olduğum olumlu sonuçları paylaşmak istedim. Son olarak vardığım olumlu sayılacak sonuçları da; hemen burada değil,daha önce almış bulunduğum sonuçlardan sonra belirtmeği uygun buldum.     Abbas GÖKÇE

 

                                                    A L Z H E İ M E R   T E D A V İ S İ N D E

                              İ D D İ A L I Y I M

                                                          Abbas GÖKÇE

                                                  K. Meclis ve Danıştay

                                                             E. Üyesi

 

                         -    B İ R I N C İ   R A U N T 

 Eşim sekiz yılı aşkın bir süreden beri “Alzheimer” hastasıdır. Biz takriben altı yıl önce Ankara’dan gelip İstanbul’a yerleşmiş bulunmaktayız.
      Alzheimer ile tanışmamız Ankara’da olmuştu. İki yıl orada, eski parlamenter imkânlarından da yararlanarak en tanınmış hastane, doktor ve profesörlere başvurdum.
Teşhis ve tedavi için; gerekli test, deneme ve imkânlardan sonun kadar yararlandık…
      Çoğu pek pahalı olan nice, nice ilâçları, eşime; peynir, ekmek misali her gün, her gün doktorların tavsiye ettikleri gibi avuçlar dolusu içirdik, içirdik, içirdik! 
      Hiçbir şeyin farkında değildi fukara… Bazen çocuklar gibi direnir, çoğu kez de kuzu gibi içerdi o ağı gibi olan pahalı ilâçları…
      Yeni ve çok pahalı bir ilâç mı çıktı, hemen unvanlı akademisyen doktorlarımız, dayanırdı bu ilâçları!..  Bizde de içir babam içir, ederdik o Zümrüdüanka kuşu ilâçları!
      İki yıl Ankara’dan sonra; altı yıl da aynı biçimde biz bu mizansenin oyuncu ve figüranları olduk İstanbul’da…
      Uzman hekimler yanında; çok cana yakın, doçent ve prof. unvanlı hekimlerimiz oldu… Hepsine şükran borcumuzu ifade etmek bir vicdan borcudur. Bu süreç içerisinde tedavi yöntemlerini başarı ile sonuna dek uyguladılar Allah için…
      Bir gece; bakıcısı acı, acı bağırdı bana:
      - Baba, annem! Baba annem gitti, ambülâns çağır! Diye.
      Onların odasına koştum, eşim düşmüş yere… Ses, seda, nefes yok! Gözler dikilmiş görünüş tam bir ölüm tablosu!
      Gecenin ortasında varmış bulunduğumuz hastanede derhal onu yoğun bakıma aldılar ve birkaç gün oradaki bakımla yeniden kendisine gelmesini sağladılar!
       Taburcu olduğu zaman, doçent olan doktoru; yeni ve çok etkili bir ilâç olarak nitelendirip başka ilâç verdi.
      Ertesi gün bakıcısı, bu yeni ilâcı içirmişti…
      Ne o?
      Yeni ilâcı aldıktan yarım saat sonra yine hastamız upuzun yattı yere!
      Canlı olmasına canlı!  Sanki canlı cenaze!
      Nefes, tansiyon, nabız tamam; fakat hasta kendinde değil!
      Biz; “ Hay Allah ne yapsak, n’etsek…!“ diye dövünürken; tez aramama rağmen, çok geç ulaşabildim doktoruna!.. 
      Bir objektif gerçekliğiyle acı tabloyu doktorunun görüşüne sununca; tatmin edici bir cevap veremeyip “kem-küm”  etmesine, ben sesimizi biraz yükselterek:
-“Kesiyorum artık bu ilâcı…” dedim. O da alçak bir sesle bana:
-“Siz bilirsiniz efendim… “dedi.
      Ondan sonra kestim o ilâcı, kestim!
Uzunca bir süre sonra; hastamız kendisine gelmişti, tabii ki hiçbir şeyin farkında değildi.
 O gece sabaha kadar; düşündüm, düşündüm ve doğru, dürüst uyuyamadım ta sabaha kadar!
      Sabahleyin kahvaltı sonrası, yine bakıcısı hastamıza vermek üzere ilâçları yığmıştı kahvaltı masasının üstüne…
       Tam ilâcı vermeğe başlayınca, kendisine:
      -“Dur kızım, ben artık bu Alzheimer ilâçlarını da hastamıza vermek istemiyorum” deyip durumu kendisine anlattım. 
       Bir melek kadar saf, temiz ve hemşire olan bakıcı da:
       - “Benim de aklıma bu gelmişti baba, fakat siz bilirsiniz”…dedi.
Niçin böyle düşündüğümü kendisine anlatmaya başladım ve dedim ki:
      -  Bakın kızım, bu hastamız sekiz yılı aşkın bir süreden beri Alzheimer teşhisi ile tedavi edilmektedir 
      Ankara’da başlayan tedavi şimdi İstanbul’da da sürüyor. En ünlü profesör ve doçent doktorların tedavisi altındayız.  
      Şimdiye kadar hiçbir şey değişti mi? Tersine birlikte yaşadığımız acı günler ve dramı sen de biliyorsun. Ne oldu, bir adım ileri gidebildik mi? Hayır!..
      Ben prospektüslerini okuyorum bütün ilâçların… Doktorların sürekli olarak yazdıkları uyuşturucu ve trankilizan ilâçlardır, yani bütün psikolojik durumda olan hastalara verilen ilâçlar… Hatta son verilen ve hastamızı yoğun bakıma kadar sürükleyen ilâçlar içinde epilepsi ilâçları da var!
      Bu gün tıbbın ve bütün doktorların kabul ettikleri bir gerçek var ortada; “Alzheimer,  henüz kesin  tedavisi bulunamamış  bir beyin hastalığı!..” dır. 
Eee… Böyle olunca beyni güçlendirecek vitamin ve ilâçlar yerine; psikolojik tedavide kullanılan uyuşturucu ilâçları vermenin ne anlamı var?
      Bu nedenlerle kızım, o ilâçları ben derhal kesiyorum bu ilâçları… Bundan sonra hastamıza Alzheimer ilâçları vermeyeceğiz. Onun çok iyi bir bakıma ve sevgiye ihtiyacı var, ona  “Sevgi terapisi” uygulayacağız… Dedim.
      Yine o, bana; “Siz bilirsiniz baba…” dedi.
      Artık, her gün avuçlar dolusu içirdiğimiz ilâçları keserek Alzheimer tedavine son vermiş ve  “Sevgi terapisi”  ne başlamıştık bakıcı kızımla birlikte…
      Uygulamakta olduğumuz “Sevgi Terapisi” şöyle: 
Bakıcı kızım ve ben; sürekli olarak, onu kucaklayıp, defalarca öpüyor, öpüyor ve “Beni  seviyor musun?.. Diye soruyoruz.  
      Bu hareketler karşısında ve her seferinde hastamızın gözlerinin içi gülüyor ve bize sevgi dolu bakışlarla bakıyor, dudaklarını kıpırdıyor, fakat konuşamıyordu…  
      Yine bir süre sonra, “Beni seviyor musun?” sorumuza, ağır, ağır dudakları kıpırdamaya başladı ve yüzümüze bakarak ve güçlükle “evet”  diyebildi.    
Bakıcı ve ben sevinçten göklere uçacaktık sanki!.. Çünkü şimdiye kadar hiç konuşmamış ve sorularımıza hiç cevap vermemişti...
       Böylece eksersizlerimiz devam ederken bir gün çok gülen bakıcısına; “şımarma”, bir gün de “seni döverim” demeğe başladı. 
      Şimdi her gün bu kabil sorumuzu defalarca soruyoruz ve geç de olsa bir yanıt vermeğe çalışıyor. 
Bir sefer ben evden çıkarken kendisine birkaç kez “Allahaısmarladık…” deyince gülümsedi, yutkundu, yutkundu, dudaklarını kıpırdatarak bana “Güle, güle” diyebildi.
      Büyük bir umutla terapimize devam ediyor ve bundan bir ölçüde de olsa mutlu sonuç alabileceğimize inanıyorum. 
      Alzheimer hastası olan herkese bunu sunmakla bir insanlık görevi yapacağıma inanıyor ve hastalarına acil şifalar diliyorum.

                                                                               

                                 -   İ K İ N C İ   R A U N T 

-                                                                         

       Bizim bu “SERGİ TERAPİ” imiz aylarca sürdü ve sürüyor. Biz, hastamızın yanında hep neşeli oluyoruz. Odasındaki televizyonda ona güzel müzik ve neşeli programlar sunuyoruz; sabahtan akşama kadar, yatağının bitişinde ki duvara monte ettirmiş olduğumuz televizyonla…

      Bakıcı ve ben her gün, her an ve her zaman; sürekli olarak onu kucaklayıp, kucaklayıp onu yüzlerce kez öpüyor ve  övücü sözlerle seviyoruz. Onun gözlerinin içi parlayıp gülüyor ve her seferinde bize bakıyor sanki minnet ve şükran dolu bakışlarla…

      Sormakta olduğumuz sorulara gözlerinin içinden gülümseyip ve çoğu kez de kafasını öne doğru sallayarak cevap vermeğe çalışması bizleri doyumsuz sevinçler içine sürüklüyor.

      O,uzun aylardan beri; kimi hastanelerde olduğu gibi; elektrikli ve oynak bir karyolada yatmaktadır. Bu karyolanın baş, ayak ve öteki bölümlerini hareket ettirebilen bakıcısı; onun bütün ihtiyaç ve bakımını bu karyolayı uygun duruma getirmekle sağlamaktadır. Devamlı sırt üstü yatmanın riskini karşılamak için havalı yatak ve çeşitli hasta bezleri kullanılmaktadır.

      Bütün bu itina, bakım ve sevgi terapisi bizi beklediğimizin üstünde bir tedaviye doğru götürmektedir.

      Hiç başını kaldıramayan hastamızın, bizim bu itinalı sevgi terapimiz devam ederken; bir gün başını yastıktan kaldırdığını büyük sevinç içerisinde müşahede ettik. Bu sevincimizi onu yüzlerce kez öperek kutlarken onun da bizim gibi sevinçli olduğuna şahit olduk.

      Biz onun yemeğini ağzına kaşık, kaşık  vermekle ve içeceğini de pipetler kullanarak sağlamaktayız. Hiçbir surette o ellerini kullanamamaktadır. Yıllardır durum bu… Fakat, ben ve bakıcı onu böyle beslemekle birlikte zaman,zaman ellerine küçük lokmalar da sıkıştırmayı ihmal etmedik. Ben; kuru lokma bulunan ellerini zaman, zaman ağzına doğru götürüp, öylece tutturuyordum. Haftalarca, aylarca devam etti bu hal… Ve nihayet iki hafta kadar önce; zaman, zaman o eline yerleştirmiş olduğum küçük lokmayı ağzına götürdüğüne ve onun ağzına soktuğuna, sevinçler içerisinde şahit olduk.

      Bu durumda biz bazı meyve ve yemişleri onun parmakları arasına sıkıştırmaya devam ediyoruz; o da şayet düşürmemişse onları ağzına götürmeğe gayret ettiğini görüyoruz.

      “Sevgi Terpi” miz içinde konuşma eksersizleri de var… Biz onu hep öptüğümüzde kendisine “Beni seviyor musun?” diye soruyoruz.

      Her zaman o da konuşmak ister gibi hareketlerle bazen dudaklarını oynatır, başını sallar ve bazen de anlamsız sesler çıkarır. Bu anlamsız sözler içinde takriben yüzde on kadar “Evet” veya ona benzer sesler de çıkarmakta olduğunu görüyorum. Bu oranın günden güne artmakta olduğu da bir gerçek.

      Benim uygulamakta bulunduğum “Sevgi terapisi” nde hiç ihmal edilmemesi gerek bir unsur da sabır ve tahammüldür. Bu konuda ben ve bakıcısı azami tahammülü seve, seve göstermiş bulunmakta olduğumuzu da ikrar etmek isterim; insanlık icabı… Zira bizim ona muhtaç değil, onun bize muhtaç olduğunu, bu iki unsuru ihmal etmememizi bir insanlık borcu olarak kabul etmek gerekir.

      “Sevgi Terapisi” i ve bu konuda aldığım olumlu yol devam ediyor. İnşallah sizlere bu konuda daha büyük müjdeler vermemi Allah bana nasip edecektir. 08.12.2013

                                                                                       

                           -   Ü  Ç  Ü  N  C  Ü    R  A  U  N  T   -

       Evet, Allah nasip etti ve uygulamaya devam etmiş olduğum “Sevgi Terapisi” nde sizlere üçüncü raunt gelişmeyi de sunmak istiyorum.

       * Sürdürmekte olduğum sevgi terapisini uygulamaya devam ederken; bir sabah o yüzüme baktı, baktı ve anlaşılamayan birkaç kelimelik sesler çıkardı… O sesler bana, belki içinde bulunduğu durumdan bir şikâyet ifadesi gibi geldi. Zira suratı asıktı ve bütün çabama rağmen tekrarlamadı ve sadece gözlerimin içine baktı; sanki durumunu sorguluyor ya da bana şikâyette bulunmuş gibiydi.

       * Aradan birkaç gün geçmişti; biz sabah terapisini uyguluyorduk. Yüzüme baktı, baktı sanki bir şikâyeti varmış gibi; suratını astı ve bir ağlama sesi çıkardı, sonra döndü yüzünü!..

       * Bir hafta kadar daha geçmişti aradan sabah terapisinde gözleri parlıyordu onun… Yüzüme baktı, baktı bir kahkaha sesi çıkarır gibi oldu ve sonra gözlerini kaçırdı bizden!..

       * “İKİNCİ RAUNT”  ta eline sıkıştırdığımız bir yiyeceği; nice çabalarımız sonucu ağzına götürmeği ona öğrettiğimizi anlatmıştım; bu gün bu çabamın bir mutlu meyvesine şahit oldum. Onun için hazırladığımız meyveleri biz kendisine yedirmeğe çalışırken o, sol elini uzatarak onlardan alacakmış gibi yapınca ben eline verdiğim küçücük bir lokmayı ağzına götürüp koyma yı başardı. Sevinçten uçacağım sanki; çok şükür Yarabbi!..

       Bu gelişmeleri not ederken ve ilgililere naklederken bir hata yapmış olduğumu fark ettim.

       Ben olanları ve gelişmeleri not ederken hiç tarih belirtmemiş ve olayın yaşandığı günü - tabiri caizse - ıska geçmiş bulunuyorum. Artık aklım başıma geldi, olayları günü ile birlikte kaydedeceğim.

        *17 Aralık 2013; bakıcısı onun karnını doyurup yatağının yanındaki tabaklarını toplarken, o başını yastığına koyduktan sonra; Allah… Allah dedi yavaşça… Bakıcı ve ben, sevinçten uçacağız!.. Başka bir şey söylemedi… Zaten o hasta olmadan önce de beş vakit namazını kılar ve sürekli “Allah, Allah” derdi…

        Bu günün bir sürprizi de; daha önce lokma tutmaya alıştırdığım sol elini bu gün uzatarak, bakıcının elinde ve yarım olan küçük bir koka kola bardağını ağzına götürdü.

        Düşünüyorum kendi kendime; sanki bir kutu bulmacanın bir tarafını daha aralamışız gibi geliyor  bana!.. Çok ağır da olsa bu hareketlerin de tedavinin bir aşaması olabileceğine inanarak Allaha sığınıp daha iyi günler bekliyorum.

  • 19 Aralık 2013 bakıcısı yatağına onun temizliklerine bakarken, yavaştan da olsa, ona; “dur” demiş!.. Allaha güvenerek devam edeceğiz biz bu sevgi terapisine…

                                   

                      -  D Ö R D Ü N C Ü   R A U N T –

  • 20 Aralık 2013 Hastamızın bakıcısı ona öğle yemeğini yedirip, her zamanki gibi öptükten sonra; onun gözlerine bakarak;  “- artık bana “KIZIM de!.. “diyerek sorar, bakıcının yüzüne sevgiyle bakar ve tasdik anlamında kafasını sallar.

  • 21 Aralık 2013… Artık sorularımızı, kafasını sallayarak “evet” anlamında cevaplandırabiliyor.

  • 24 Aralık 2013 Eline tutuşturduğum ince bir elma dilimini ağzına götürüp ısırdıktan sonra elinde kalan kısmını benim ağzıma uzatıp ısırtmak için çabaladı. 

    Takip eden günlerde;

  • Her zaman ona pipetle içirtmek içirmeğe çalıştığımız sıvıları - yardımla da olsa – eliyle ağzına götürüp içme çabasını gösterdi.

  • Ömür boyu beş vakit namaz kılardı o… bir gün yarım yamalak bir ayet okumağa çaşıtlı ve “Allah, Allah” dedi.

  • Onu yedirip, ikramlarda bulunan bakıcısının yüzüne şefkatle bakıp kekemeli de olsa, ilkin; “Kurban olurum” sonra art arda iki kez “Kurban, kurban…” dedi. 

  • Her akşam biz yemek yerine çeşitli meyveler yeriz, uzun yıllardan beri... Ona da ben bizzat yediririm onun meyvelerini. Bu akşam ona yedirdiğim meyveler bittikten sonra; ona doğru eğdim başımı… O, yastık üstünde olup ve bana 20 santim kadar mesafede bulunan başını kaldırarak yanağıma dudaklarını yapıştırıp, beni öptü.

  • Onun odasında ve ona yakın gülsek, gülümsetici şeyler anlatsak; onun da yüzüne tebessümler yayıldığını müşahede etmekteyim.

  • Yemek konusunda pek iştahlı… Ne kadar verirsek verelim yine istiyor!... Doyma düzeyine gelince;”Yine ister misin?” soruma, başını sallayarak evet…işareti verir.

     

                    -  B E Ş İ N C İ   R A U N T   -

           •   Bu dönem çok sıkıntılı oldu bizim için… Hastamız gece yatarken üst damak    

       protez dişinin uç tarafının bağlı olduğu diş her nasılsa kopmuş ve hasta kopan dişi yutmuş, bu durumda üst damak dişi ağzının içine düşmüş!.. Bu durumda artık üst dişler yerinde olmadığı için yalnız alt damak ile lokmaları çiğnemez oldu!..

       Ne yapacağız yarabbi!.. Bir yandan sulu besinlerle beslemeğe çalışırken; eve yakın olan dişçilerden yardım istedik. Yatalak olduğu için onu, diş yapımı süresince dişçiye götürüp de getirmek imkânsız!.. O dişçiler bize; “Hastaneye götürüp yatırmamızı ve hastanenin dişçisine yeni diş yaptırmamızı ve başka bir şey yapamayacaklarını…” söylediler

       Çaresizdik, çaresiz!.. Gece yatarken üç yıl kadar önce bir hastanede dişimi yaptırdığım doktor geldi. Ertesi sabah telefon ederek durumu anlattım kendisine… Çok ilgiyle beni dinledikten sonra; “merak etmeyiniz çaresini buluruz, akşam hastaneden çıkınca ben evinize gelirim dedi…” Ve dediği gibi akşam hemşiresiyle birlikte geldi evimize!.. Para pul da söz konusu olmadan hemen ölçü alıp gitti… İşte insanlık bu, insanlığın mektebi yoktur, insanın yaradılışında olmalı… On da bunun fazlasıyla mevcut olduğunu gördük…

       İki, üç gün içerisinde yine bir gece dişleri getirip taktı. Allah böyle üstün vasıflı gençleri gördükçe bu vatan ve millet için yaşadığı karamsarlıktan kurtuluyor. Kamu huzurunda ben ona teşekkürü bir insanlık borcu sayıyorum. Çok yaşasın Dr. Erhan PALAMUTÇU!..

     

    •  Artık onu yatağından alıp tekerlekli koltuğuna oturtuyoruz, haftada bir kere… Birkaç saat o koltukta evin içinde ve balkonda dolaştırdıktan sonra; belini dik tutma eksersizleri yaptırarak alkışlıyoruz, fakat henüz bunda başarılı olamadık, zamanla olacağımıza inanıyorum. Zira başını dik tutmasını da aynı sabır ve eksersizlerle sağlamıştık.

     

    •  Onu sevme, öpme, alkışlama ve güldürme çabalarımız da devam ediyor, bütün çabalarımızla… Her seferinde ben ve çok sadık bakıcısı defalarca öpüp, sevip alkışladıktan sonra kendisine“Beni seviyor musun?..” diye soruyoruz. O hiç ihmal etmeden evet anlamında kafasına sallıyor.Biz üstüne, üstüne giderek; “Kafanı sallama, söyle, söyle…” diyoruz. Dudaklarını kıpırdatıyor, söylemekte güçlük çektiğini görüyoruz. Çok kere sonuç alamamakla birlikte, birkaç kez “Evet” diyebildi. Bir seferinde de beni seviyor musun, tamam mı sorumuza

    “Tamam” diyebildi.

     

    •  Bir gün bakıcısı havalandırmak için pencereyi açmış ve bir süre beklemiş… Bu süre içinde birden bakıcısına bakarak “Dondum”demiş. Yine bakıcısından sonra ben kendisini defalarca ve çok, çok öptükten sonra gözlerine bakarak tamam mı? Dedim ve hemen “Tamam dedi.

    •  Her akşam biz yemek yerine çeşitli meyveler yiyoruz onunla birlikte… Bir akşam yine meyvelerden daha sonra onun ağzına bir parça çikolata koydum ve kendisine “Oldu mu” diye sorunca ban“Oldu” dedi.

  •  
DİĞER SAĞLIK HABERLERİ
Kök Hücre Mucizesi : 20 Yıldır Felçli Kadın Yü
İnsülin İğnesi 10 Yıl Sonra Tarih Oluyor
Demans Nedir ?
Parkinson Hastalığı
Alzheimer Yaygınlaşıyor
ALZHEİMER HASTALIĞI VE TÜRKİYEDE HUZUREVİ GERÇ